keşif

İçindeki Yeni Kişiyi Keşfet

Oldum olası kişisel gelişim kitaplarından haz etmedim ve o okuduğum kitaplarda bir türlü beni kendi içerisine çekemedi. Anladım ki benim aradığım kitaplar kişisel gelişim değil, psikoloji kitaplarıymış.

Kendime itiraf edemesem de daha doğrusu bir türlü seslendiremesem de, psikolojiye ilgim olmuştur. Psikolojiye olan merakımın nereden geldiğini düşündüğümde, fazlasıyla soruya yanıt vermek zorundaydım. Günlerce düşündüm. Cevabı yaklaşık ifadeyle buldum.

Matematikte bazı denklemler vardır ki, sıfıra yaklaşan değeri sıfır alabilirsiniz. Sanırım benimki öyle oldu. Şimdilik yaklaşık cevapları, doğru cevapmış gibi kabul ettim. Yeni bir denklem çıkartabilirsem, yeniden tanımlamalar yapabilirim. Argo anlamda tecrübeyi tanımlarken, bugüne kadar yediğimiz kazıkların toplamıdır deriz. Bugün olacak yarın. Yarın yeni tecrübeler anlamına gelecektir. Bizim hikayemizde bugünkü bakış açısıyla açığa çıkacaktır.

Psikolojiye olan merak; kendimizle ilgili çözmek istediklerimizi tam tanımlamasıyla öğreninceye kadar çözüme nasıl gidileceğini anlamak içindir. Peki, kendimizi keşfetmemiz mümkün mü? Pekâlâ mümkündür.

Fakat şunu atlamayalım, bir ben vardır benden içeri.

O zaman ilk adım iletişimdir. İletişim nedir? İletişim özetle; bilgi üretme, aktarma ve anlamlandırmadır.

Bilgi üretimi öncelikle sorgulamaktan ve sorguladıklarımızı öğrenme yoluna gitmekten geçmektedir. Öğrenilen bilginin hangi kanal ile giderse gitsin şekilleneceği yer beyindir. Beynin ürettiği bilgiyi aktarabilmek gerekiyor ki iletişim oluşsun. İletişimin son basamağında anlamlandırma vardır ki, ülkemizde henüz anlamlandırma kıtlığı problemi devam etmektedir. Hep karşımızdakinin bizi anlamadığını düşünürüz. Hâlbuki sorunun cevabı belki de bilgiyi aktar(ama)maktadır.

Önce kendini çözümlemek gerekiyor. Yaşadıklarını anlamlandırmayı sadece kader diyerek geçersen, kaderine terk edilmiş sıradan bir insansın demektir. İnsanlar kendi kaderlerini kendileri çizerler. Bu kader doğrultusunda eğer sonuç her şeye rağmen kötü olduysa, bunun çözümü yine kendindedir. Basit bir laf olarak görmezsek, her gün yeni bir başlangıçtır. Hangi inanç çerçevesinden bakarsanız, yaşadıklarınızı tanımlayabilirsiniz. İster adına ettiğiniz dualar deyin, isterseniz söylediğiniz sözcüklerin evrende yansıması olarak tanımlayın. Bir yerlerde bir şeyler oluyor görüyor musunuz?

Etrafınızda olan bitene fazla takılmayın. İnsanlar sizinle alakalı bir dokunuş yapacağı zaman sizin yörüngeniz içerisine girecektir. Örneğin; kuzenlerinizi 4 kere aramışsınızdır ama onlar sizi hala aramamıştır. Dert etmeyin, belki de kuzeninizin bilmediğiniz derdi vardır ve onu görmüyorsunuzdur. 4 kere aramanıza rağmen size karşılık vermedi diye cenazenizde kötü gününüzde yanınızda olmak istemeyeceği anlamı çıkartamazsınız. O yüzden fazla bu konulara takılmayın.

Toplumdaki yerinizi ve görevinizi anlamanız için yıllarınız geçebilir. Geçen yıllar olsun. Siz niye yaratıldığınızı veya neden var olduğunuzu öğrenin gerisi kolaydır. Sorgulamadan doğruları kabul etmek, basitlikten daha aşağılık vaziyet alacaktır.

Bu ayrımı yapabilmek için empati ile sempati arasındaki çizgiyi okuyabilmeniz lazımdır. Empati gerçekten kendimizi veya başkalarını olduğu gibi kabul ederek, onun yerine düşünebiliyor muyuz? Veya onun gibi düşünebiliyor muyuz? Empati, sempatiden çok uzaktadır. Sempatilerinizin esiri olmamak için neye, neden, niçin gibi 5N1K sorularını öznelliğinize yöneltin. Sempati; bir duruma veya bir kişiye hatta bir şeye taraf olmak demektir. Taraflığın zararlarını bugün fark etmeyebilirsiniz. Fakat gün geçtikten sonra, günah çıkartacak durumunuz olmayabilir. Farkındalık burada oyuna giriyor. Taraf olduğunuz “şeyin” hatalarını görmek istemezsiniz. Görmemeye başlamak, körlüğe yakın durumdur. Yazımın içerisinde matematikte yaklaşık değerin, yaklaşılan değer olabileceğinden bahsetmiştik. Körlüğü yaklaşmak, kör olmak anlamına gelebilir. O yüzden sempati duyduğunuz “şeyin” müptelası veya müptezeli olmanız berbat bir duygudur. Zamanla sizin yerinize düşündüğünü bile varsayabilirsiniz bu gibi aşağılık durumlarda. Hataları kabul etmezsiniz. Hep iyi olmasını istersiniz. İşte sizi öldüren birinci virüsün içerisinde, empatiden uzak sempati gelmektedir.

İletişim çatışması yaşamamak için “ne olursan ol yine gel” yerine, “adam ol öyle gel” demekte fayda görüyorum. kendini-keşfetmek

Son günlerimde fazlasıyla araştırma ve öğrenmeye vakit ayırıyorum. Yaşadıklarımı anlamlandırırken yeni bir algı fark ettim.

Kendi hikâyemin içerisinde “yeni bir ben” keşfettim. Bu yeni ben her kimse onu çözeceğim ve bu çözüme giden yolda kendime her psikolojik vaka için bir karakter oluşturacağım. Sizleri de bu yeni karakterlerle tanıştıracağım. Ben yazacağım, siz okuyacaksınız. Belki de etrafımızda dolanan ezik, karaktersiz, güçlü, modern, aktif, pasif, ahlaklı, hayâsız, araştırmacı, düşünceli, mahçup, hüzünlü, neşe dolu, yalnız vs. bir sürü kişi tanıyacağız.

İşte yeni dönemde karşımızda olacak proje bu olabilir. Henüz netleşmedi ama değerlendirme aşamasındayım. Üstüne eğilirken olması yönünde çalışmalar yürüteceğim.

Her neyse.

Son olarak; yaşamak istediklerinizi sosyal çevrenize göre bastırmayın. Yaşamaktan korkmayın. Mahalle baskıları, mahallenizi değiştirdiğinizde bitebilir. O yüzden bakış açınızı değiştirirken, her anınızı dolu dolu yaşayın. Sevmenin de dibini görün, hüznün de…

Öleceğini bildiğin bir hayatı yaşıyorsun. Derin nefes al ve dertlerini siktir et.

Sen önemlisin. Ben önemliyim. Her şey insan içindir. Hepsi geçecek ve sen güzel günler göreceksin. Seninle beraber ülkendeki her değerli insan güzel günler görecek. Sen doğru ol, eğri belasını bulur.

Haydi kendi hikayemizdeki “yeni kişiyi” bulalım. Fakat hayattan kopan her yeni kişiyi de unutmayalım.

Sencer Gültuna

7 Haziran 2017

01:45 Çarşamba

anone-olsencer

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *