IMG_1255

Liseden Arkadaşlar ve Mahalleden Arkadaşlar Kitapları

İlk önce Selçuk Aydemir’in ilk kitabı “Mahalleden Arkadaşlar” ile tanıştım. Daha sonra şimdi bahsedeceğim “Liseden Arkadaşlar” kitabıyla devam etti. Popüler kültür furyası içinde ezilen arkadaşlarımız, Selçuk Aydemir’i sadece “Çalgı Çengi”,”Düğün Dernek”, “İşler Güçler” ve “Kardeş Payı” dizileriyle bilecektir. Biz Selçuk’un TV macerasından biraz uzak duralım, kitaplarından bahsedelim.

Kitap, Küsurat Yayınlarından çıktı. Bu yayınevi yeni bir yayınevidir. “Leyla ile Mecnun” dizisinin senaristi Burak Aksak’ın kurduğu bir yayınevi. Burak’ı da tebrik ederim.

Ortancamız Babam” kitabı çıktı. Aradan 2 ay geçti. Bir arkadaşım elinde “Mahalleden Arkadaşlar” kitabıyla geldi. “Oğlum burada yazılanlar senin kitabına acayip benziyor, kim kopya çekti” dedi. Sonra merak ettim ve kitabı aldım. Hakikaten kitabımızın içeriği birbirine benziyor. Allah’tan basım tarihleri arasında yakın bir zaman olduğu için kimse farklı düşünmedi. Sonra düşündüm o dönemi yaşayan bütün çocukların hikâyesi ortaktı. Kitabı bitirdim ve “Mahalleden Arkadaşlar” kitabında ciddi ciddi güldüm. Benzer hikâyeleri yaşamak ve o duyguları birisinin daha yaşadığını bilmek çok güzel bir duygu. İnsanda tebessüm bırakıyor. İçten kıskanma yaşadım. Adamla aynı hikayeyi yaşıyoruz ve roman yazıyoruz. Selçuk Aydemir daha ünlü olduğu için, pardon ben ünlü olmadığım için kitabım az satıyor, onun ki çok satıyor.

Beni gülümsettiği için teşekkür ederim.

Kitabın arka kapağında, “Hitchcock’un ünlü bir lafı vardır: Her zaman iyi olmak zorunda değilim, iyi olmam gerektiğinde iyi olayım yeter der. Benim ise hiç ünlü olmayan bir lafım vardır: Her zaman iyi olmak zorundayım çünkü ne zaman iyi olmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok, ben kesin ıskalarım, ki ıskaladım da…” der.

Ardından hikâye başlıyor.

Liseden Arkadaşlar
Liseden Arkadaşlar

Mete, Serkan, Serkan’ın ablası, İsmet, yorgan içinde yaşayan dede… Bunlar zaten ilk kitaptan hatırladıklarımdı. Lisede bir müdür, dayılar ve Çoban dâhil oldu. Lise dönemini eğlenceli yaşayanların anlayabileceği bir kitap olarak karşımıza çıkıyor. Hep öyledir ya, herkes kendi lise dönemini “feci” zanneder. Aslında olay öyle değildir. Okulun belli başlı tipleri vardır. Anlatsam roman olur dersiniz ya, işte Selçuk Aydemir anlatmış ve roman olmuş.

Bu tarz kitaplarda konu bütünlüğü aramazsınız. Hikâyenin anlatımı ve karakterler güzeldir ya, işte bu roman biraz da öyle. Aslında öyle olması doğal yapıyor hikâyeyi.

İlla bir gerilim veya esas oğlanın fakirliği ile âşık olması gerekmez. Anlatırsın. Durum komiktir. Durum komedisidir. Bu kitap tam bu kategoriye girebilir.

Gözümde hep kendi lise hikâyem ile kıyaslama yaptım. Neredeyse “Mahalleden Arkadaşım” diyecektim ki, üstüne bir de “liseden arkadaşım” diyesim geldi. Keşke geri dönsem dersiniz ama düşününce dönmeye değecek tek şey rahatlıktır ya, işte öyle bir durum var. Ergen psikolojisi anlattıkça anlatılacak bir vakadır.

Ergen kendisini kral zanneder, ergen kendisini en çok aşık olan adam zanneder. Ergen kendisini en özel hisseder. Ergenlerin bir araya geldiği ve toplu hareket ettiği yerdir. Lise, bitmesini istemediğiniz yer olmasına rağmen bitmesine sevinirsiniz. Üzülürsünüz. Sonra geriye bakınca, iyi anılar dışında bir şey kalmaz kafanızda.

Kavga edersin, gizli sigara içersin, âşık olursun… Ders çalışmak istemezsin. Hele düz lise bitirdiysen, gel bak karakterlerin zenginliğine…

Belalı lafı sadece lisede kullanılırmış gibi. Belalı olanın şeklinin olduğu tek yer lisedir.

Bunları bana tekrar hissettiren bu kitabı mutlaka okuyunuz. Kendi adıma şunu hissettim, ben kitaplarımı mutlaka Selçuk Aydemir’e ulaştırmalıyım. Resmen adamla aynı hikâyelerden geçiyoruz.

Tavsiye ederim. Alın okuyun.

Sencer Gültuna

15 Mayıs 2017

anone-olsencer

 

Sencer Gültuna Kitap Tavsiye
Sencer Gültuna Kitap Tavsiye

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *