2264565_orig

“Sanki Viran Ankara” Kitap İnceleme

Sanki Viran Ankara( Kitap Değerlendirme)

Derleyen: Funda Şenol Cantek. Kitaba ismini veren şarkı “Sensiz Ankara” şarkısıdır. Sözlerini Mehmet Erbulan, bestesini de Necdet Tokatlıoğlu’nun yaptığı şarkıdır.

Kitabın içerisinde birkaç yazarın makalesi bulunmaktadır.sankiviranankara

  • Yüzyıl Ankara’sında mahalleler ve gündelik yaşam (Zeliha Etöz)
  • Sel Gider,kum kalır ( Funda Şenol Cantek)
  • Ankara, kent ve modernleşme ( Belkıs Ayhan Tarhan)
  • Ankara’nın kılıkları,1930 ( Elif Ekin Akşit)
  • Kabadayıların ve futbolun mahallesi: Hacettepe ( Levent Cantek)
  • Bozkırdaki Cennet: Gençlik Parkı ( Burcu Yılmaz )
  • Bir toplu konut: Ankara ( Gürsel Korat )

Her konu kendi içerisinde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Fakat biz özetle kitabın içeriğinden kitabın genelinde nelerden bahsedildiğine değineceğiz. Zaman kalırsa, anlatılan her bir başlık için ayrı bir değerlendirme yapmak istiyorum. Özellikle Hacettepe Mahallesi ve futbol takımıyla ilgilidir.

19.yüzyıl Ankara’sında bahsedilen dönemin mimarisi ve nüfus yapılanması ile ilgili konu içerisinde ayrıntılı bilgi edinebiliyorsunuz. Fakat kitap içerisinde altını çizdiğim özellikle dikkatimi çeken ve ileride araştırma yapacağım konular da vardı. Mesela dönem içerisinde tiftik endüstrisinin nerelerden nerelere geldiğini kısaca bahsetmişler. Şuan geri dönüp bakmak gerekiyor, tiftik konusundaki ihracat neden bugün eskisi kadar başarılı değildir? Değişen iklim şartlarına bağlanıyorsa, sorun yoktur. Fakat tarım arazilerinin betonlaşmasına bağlıysa, burada ciddi bir sorun vardır. Ankara, tarım arazileri olarak hala verimlidir ve boş alanlara sahiptir.

1830 yılında yapılan Ankara nüfus sayımında, sadece erkeklerin sayısı 11.293’tür. Resmi olmasa da bir o kadar da kadının yaşadığı düşünülebilir. Yani toplamda 22.586 olduğunu düşünelim. Nüfus içerisinde 12.216 Müslüman, 10.100 Rum ve Ermeni, 270 Yahudi varmış.

1860’lı yılların başında, 25.000 Türk, 11 bin Katolik Ermeni, 4bin Gregoryen Ermeni, 3 bin Rum ve 1000 Yahudi.

1817 yılında Fransa ve İngiltere başta olmak üzere,  Ankara’dan top şali ve top sof üretilip ihracat yapılırken, 1877 yılında yani tam 60 yıl sonra bu ihracat kalemine rastlanılmıyor. Bu dokunan sof ve şali en çok o zaman ki adıyla İstanos yani SİNCAN’da bulunmaktadır.

Ayrıca o dönemleri incelediklerinde şehir içerisinde kendiliğinden oluşan sosyolojik ayrımlar vardır. Bu hala devam etmektedir. Sınırlara gerek yoktur. Mesela, Mamak ile Çankaya sınır olarak birbirleriyle neredeyse birleştiler ve aralarında yazılı kural olmamasına rağmen farklılıklar göstermektedir. Bu ayrımı örnek olsun diye, Eryaman ve Sincan olarak gösterebiliriz. Sincan ile Eryaman’ı birbirinden ayıran sadece bir yoldur. O yolun bir kısmında kültürel ve mimari yapı değişiyor. Sosyokültürel olarak farklılıkları bazen bir yol ayırabiliyor.

Mesela, Ankara büyük tren istasyonundan sonraki durak, Yenişehir durağıdır. Bu durağın bir kısmı Ulus, diğer kısmı Kızılay’dır. Tren yolu bir şehri yeni ve eski olarak ayırmaktadır. İnsanların kültürel davranışları bile bölgeye göre farklılık göstermektedir. Kızılay ile Ulus arasında takılan insanların, Ankara’da yaşayanlar tarafından farklı yerlerde görüldüğü aşikârdır.

Diğer bir yandan, eski Ankara’yı araştırıp öğrendiğinizde ve fotoğraflara baktığınızda, Ankara’nın etrafında güzel derelerin aktığını görürsünüz. Bu konuyla ilgili farklı bir alanda yazı yazmayı deneyeceğim. Bent deresi bile başlı başına bir yazı olacaktır. Bugünkü Ankara içerisinde, Bent Deresini sadece dolmuş duraklarının olduğu yer veya kalenin altı olarak bilenler var. Oradan bir derenin aktığından bile haberleri olmadığına eminim!..

Eski Ankara’da, dericilik ileri safhada olduğunu vurgulamadan geçmeyelim. Debbağ hane olarak geçmektedir.  unnamed (1)

Araştırma yapanların şaşırtıcı bir şekilde, Ankara’da Ermeni ve Rum nüfusa rastladığını göreceksiniz. Ve Yahudiler… Bugün Yahudi Mahallesi olarak bilenen yer hala durmaktadır.

Kitabın devamı kısmında derleyen Funda Şenol Cantek’in 1957 yılında yaşanan Ankara’daki sel felaketi üstüne yaptığı araştırmaların anlatıldığı kısım bulunmaktadır. Sel felaketinin ardından dönemin partisi DP ve Menderes’in politikalarında değinildiği kısımdır.

Sel felaketinde mağdur olmuş kişilerle yaptığı konuşmalar sonrasında, durumun ve dönemin vahametini anlatıyor. Akademik olarak değerlendirilebilir ama burada kişilerin içerisinde bulunduğu bir yazı sosyolojik ve psikolojik olarak yine yön çizmektedir. Gecekonduların olduğu dönemi de, sel sonrası Yenimahalle’de kurulan yeni mahalleyi de anlatmaktadır. Seylap Sitesi olarak bilinen site içerisinde, sel mağdurlarının yaşadıklarını en güzel şekilde önümüze sunuyor. Gecekondu’dan siteye geçen kişilerin içerisinde bulunduğu kentleşme ve kentleşme alışma süreci kitapta bulunuyor.

Yenimahalle’de troleybüs hattının olduğunu öğrenmiş olduk. O cadde dönemin belediye başkanı Ragıp Tüzün’ün isminin verildiği caddedeymiş. Yaşayanların, Yenimahalle’den şehre gidildiğinden bahsedilir. Yani dönemine göre uzak bir bölge olarak adlandırılmaktadır. Hatta site sakinlerinin belirli dönemlerde Atatürk Orman Çiftliği’ne pikniğe gittiğini anlatmaktadır.

IMG_8659Eski Ankara denilince akla gelen yerlerden bir tanesi de Alemdar Sineması. Alemdar sineması ile ilgili daha fazla bilgi elde ettiğimde aktaracağım.

Kitap içerisinde Ankara’nın o dönem en meşhur gazeteleri olan, Ulus Gazetesi ve Zafer Gazetesi olduğunu öğrenebiliyoruz. Muhtemelen bu gazetelerden bir tanesi dönemin hükümeti Menderes’e yakın olan bir gazetedir.

Kitabın içerisinde giriş kısmında da yazdığım gibi kentleşme ve modernleşme, dönemin kıyafetleri gibi konular incelenmektedir. Fakat ben bu konuları kitabı alıp okumanızı rica edeceğim.

(Bu kısımdan sonrasını ayrı bir yazı olarak tekrar yazacağımı bildirmek isterim)

En çok zevk alarak okuduğum kısım ise, “Kabadayıların ve futbolun mahallesi: Hacettepe” kısmıydı. Çünkü Ankara’nın bir futbol kenti olduğu algısı insanlara henüz anlatılabilmiş değildir. Bir birleştirici unsur olarak gördüğüm futbolun, tarihi bir süreçte Ankara’da nasıl geçtiğine dair izler aramak hoşuma gidiyor.

Bir Ankaragücü taraftarı olarak, Ankara’nın tarihinde derin izler bırakmış diğer futbol takımlarıyla ilgili bilgi vermek, en azından şimdilik geçici de olsa bir algı yaratacaktır. Hacettepe Futbol takımı, Ankara için önemlidir.

Fakat Hacettepe nasıl bir yer, nasıl bir mahalle önce onu anlamak gerekmektedir. Bugün Hacettepe Üniversitesi’nin olduğu bölgede var olan ve şimdilerde sadece ufak tefek izlerinin kaldığı bir mahalledir burası.

Önce Ankara’nın bir şehir planlamacısı olduğunu vurgulayarak konuya giriş yapalım. Şehrin Kuzey-Güney doğrultusunda, Alman şehir planlamacı Jansen’in imar planınca(1928) “modern Ankara” inşa edilmektedir.

O dönemlerde Ankara değişikliklere uğramış, halk tarafından değişimler gözlenmiştir. Ankara’da kahvehaneler ün salmaktadır. Kahvehanelere takılan kabadayılarda geriye dönüp bakıldığında Ankara kültürü olarak tanımlayabileceğimiz konuma gelmiştir. DP dönemine geçildiğinde sazlı-sözlü kültür mekan farklılıklar ve eğlence farklıları göstererek devam etmektedir.A-03

Ulus ve Dışkapı civarına açılan içkili mekanlar, kabadayılar tarafından kontrol ediliyordu. Mesela “Gazinocular Kralı” olarak ünlenen Gazi Avşar’ın( Rüzgarlı Sokak’taki meşhur ve vukuatlı Kazablanka Gazinosu onundur), Tektel Saz Salonu, İsmetpaşa Telgraf Sokak’taki Atıf’ın içki lokantası , Bentderesi’ndeki Hilmi Baba’nın meyhanesi örneklerden birkaçıdır.

Rüzgarlı Sokak’taki Tabarin Bar ve Emre Palas Oteli altındaki Yeni Bar gibi yerlerde dansözler oynatılmaya başlanmış.

Şehrin suç oranı yüksek olduğu için idam cezalarının infaza uygulandığı yer olarak Bentderesi ve Samanpazarı tercih ediliyordu. Okuma oranı artan veya kazançları artan kişiler şehrin “Yenişehir” tarafına geçiyordu. Ankara kendi içerisinde göç verebiliyordu.

Hacettepe neredeyse şehrin tam merkezidir. Kendi içerisinde fırtınaların estiği ama neredeyse esen tüm fırtınalar Ankara’yı etkiliyordu. Mahallenin erkekleri “Bizim Kıraathane” ile “Alaaddin Abi’nin kahvehanesi”nde toplanıyordu. Kahvehaneler karşılıklıymış.

Palabıyığın kahvehanesine genellikle kabadayılar gidiyormuş. Mahallenin ruhunda içmek vardı. Gençler kahvehanenin önünde gizliden gizliye bira içiyorlarmış. Söylenenlere göre Hacettepe Mahallesi’nin %80’i alkol tüketiyormuş. Hatta genellikle yanında esrar içerlermiş.

Elektriğin olmadığı dönemlerde kahvehanelerde tombala oynanırmış. Kahvehanelerde kağıtlarla sihirbazlık yapanlar bile varmış. Esrarı Samanpazarı ve Ulus’tan aldıktan sonra tepelere çıkar içerlermiş.

14 Aralık 1950 - Zafer

  Mahallenin en meşhur kabadayısı Mehmet’miş. Genellikle belinde kuşak, bir tarafında bıçak bir tarafında silah olurmuş. Ceketi omzunda taşırmış. En yakın arkadaşı Sarı Veli’yi söylentiler üzerine vurarak, hapse düşmüştür. Hacettepe mahallesi ile ilgili şöyle bir farklı anekdot var.

    Jansen planında, doğal seyir yeri olan Hacettepe parkına yer verilmiştir.

     Falih Rıfkı Atay, belediyenin oraya park değil bina yapmak istemesine karşı çıkan Jansen’in sözlerini şöyle aktarıyor: “Oradan görünen manzarayı, bazen salonunuzda bulabilmek için parayla tablo satın alırsınız. Halkın bir hakkı yok mudur.?” ( Ulus 15.6.1947)

    Mahalleli açık hava sinemalarına gitmeye bayılırmış. Bazen Esenpark Gazinosu’nda çalan müzikleri, söyleyen şarkıcıları dinleyerek demlenirlermiş. Hacettepelilerin hayatında Esenpark’ın radyo kadar etkili olduğunu düşünülmektedir. Çubuk şarabı içerlermiş. Tekel’in çıkardığı en ucuz içkiymiş.

    O dönem Ankara’nın en zenginleri Kavaklıdere şarabı içermiş. Kız arkadaşını Bulvar’a götürenlere “muhallebi çocuğu” diyerek ezerlermiş. Karagöz Kemal, Sarı Veli ve Kabadayı Mehmet mahallenin başını çekermiş. Halk o dönemde birbirlerine lakaplarla hitap edermiş. Hatta çoğu zaman lakabı dışında ismini bilmedikleri bile varmış.

Mahallenin birbirine olan bağlılığı dışarı karşı güçlenmesine ve Ankara üzerinde nam salmasıyla zirveye çıkmıştır. Harbiyeli gençlerle bol bol kavga ederlermiş. Hacettepeliler hafta sonlarına doğru Gölbaşı’na yüzmeye giderlermiş.

Hacettepe, Ankaralılar gözünde belalı yer olmaya başladıktan sonra insanlar, Hacettepe’ye gitmeye çekinir hale gelmişler. Dönemin valisi Nevzat Tandoğan bu mahallenin yıkılmasını isteyenlerdenmiş. İşte hikaye öyle bir yerde başlıyor ki, dönemin valisi Tandoğan futbol kulübü kurmak isteyen Hacettepelilerle bir araya gelecektir.

Fahri kabadayı yani “Fahri Apça” futbol kulübü kurmak ister. Kimse izin vermez. Emniyet bu takımı niçin kuracaklarını sürekli sorgular. Baktılar ki işin içinden çıkamıyorlar, Fahri Apça(Amca) dönemin valisinden randevu ister. Sürekli zorlar ve valiyle zar zor görüşür. Yanında mahalleliler vardır. Vali Tandoğan, yardımcısına göz kırparak durumu ona atar. Fakat Fahri Apça, valiye “mahallenin gençlerini spora yönlendirmek ve kötüye çıkan adımızı düzeltmek için fırsat” olduğunu belirtir.

Uzun çabalar sonunda 28 Temmuz 1945 yılında Hacettepe Spor Kulübü kurulur. Hacettepe parkının çiçekleri olan mor-beyaz menekşelerden rengini alır. Takım öyle kurulur ki, başarılar üst üste gelir.

Bursa’da yapılan 1961-62 sezonunda birinci lige yükselme maçında takımın yorgun olduğunu hisseden takımın eski kalecisi kasten kavga çıkartarak maça ara verdirir. Takımı dinlendirmiş olur bu sırada. Sonrası şampiyonluk…

1947-48 sezonunda Ankaragücü Stadı’nda kabadayılar maçları izlemeye gelirdi. Ateşli taraftarları olan Hacettepe Spor Kulübü fırtınalar estiriyordu. 1953-54 yıllarında Ankara şampiyonu olur. Milli lig kurulana kadar şampiyonluk devam eder.

Söke söke alırız” deyiminin en canlı örnekleridir. Ankara’da furya olarak devam eden takım, 80’li yılların ikinci yarısında Keçiören Belediye Başkanı olan Melih Gökçek tarafından satın alınarak Keçiörengücü olarak devam etmiştir.

 

Sencer Gültuna

anone-olsencer

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *