Y kuşağı ansiklopedisi

Y Kuşağı Ansiklopedisi 1 ( Seri Yazı )

Y Kuşağı Ansiklopedisi -1-

Bu yazıyı okuyacak kitlenin yüzde seksen beşi(%85) Y kuşağı olarak isimlendirilen bir grup olacağı yaklaşık tahmindir. Türkiye’nin %25’i, Y kuşağı olarak adlandırılıyor. 1980-2000 yılları arasında doğmuş kişilere Y Kuşağı deniyor.

Y kuşağı ile ilgili bir yazı yazmak için öncelikle bir önceki nesli barındıran X kuşağına dair bilgilerimizin olması lazım. Y kuşağı tek başına tanımlanacak bir kuşak olmanın yanında, kıyaslanması gereken bir kuşaktır. Bazı tanımlamalar için kıyaslamak özelliği kullanılmalıdır.

Uzunca bir şekilde tek yazı içerisinde adını koymak çok zor olacaktır. Fakat değerlendirilmesi de göz ardı edilecek bir husus değildir. Ülkenin 20-30 milyon arası nüfusu bu kitle arasında değerlendiriliyor. Ortalamasını alıp biz 25 milyon olarak özetleyelim ve değerlendirelim.

25 milyonluk kitlenin aslında ülkenin tüm geleceğini belirleyeceğini unutmamak gerekir. Çünkü bu Y kuşağının bir kısmı, devlet ve özel sektör olmak üzere çeşitli yerlerde yöneticiler olmaya başladıklarını biliyoruz. Diğer bir kısmı ise, genellikle üniversite mezunu olarak işsizler.

Yetiştirecekleri Z kuşağına kalıtsal olarak, yaşadıkları dönemin izlerini taşıyacaklar. Bu yazıyı okuyan Z kuşağı, çocuklarının bazı özelliklerini geç de olsa yeni keşfettiler. Yani genel değerlendirmeye göre, Y kuşağı; özgürlüğüne düşkün, teknolojiyle ergenlik ve gençlik dönemlerinde aktif tanışmış, kültürel etkileşimleri uluslar arası düzeyde ama politik okuma yeteneği düşük veya düşük göstermeyi seven, yer yer geleceğe dair kaygılar barındıran ama hep umutlu olarak değerlendirilebilir. Marjinal olmayı gençlik yıllarındaki arkadaş ortamlarından öğrendiler ama kapitalizmin gerektirdiği bir çağda oldukları için, marjinalliği bile gerekli yerlerde kullanamamış bir kitleden söz ediyoruz.

Bakış açılarının en çok çeşitlilik gösterdiği bu kitle, son 3-4 yıla kadar(2013-2017) apolitik olarak değerlendirilmiş, siyasi olarak toplumda etki yaratacak bakış açısı bile ortaya koyamamıştır. Fakat ülkemizde bazı toplumsal olaylar yaşandığında sazı eline almış, aslında hiç de gözüktüğü gibi apolitik olmayan kitledir. Örneğin; Gezi Parkı Olayları ve 15 Temmuz Darbe Kalkışmasında farklı görüşlere sahip veya her ikisinde de ortak tepki gösteren Y kuşağı oldu. Y kuşağı; şuan(2017) en küçüğü 16, en büyüğü 36 yaşındadır.

Her ne kadar toplumsal olaylara tepki gösteren bir kitle olsa da, yine gündelik siyasette görünmüyorlar. Fakat Y kuşağı doğru okunmaz ve gerekli önlemler alınmazsa, ülkenin tüm geleceğini rüzgara göre şekillendirmiş oluruz.

Düşük bir oranda okuma alışkanlığına sahip olduğunu veriler ve gözlemlerimiz ortaya koyuyor. Burada Y kuşağının edebiyat ve sanat alanındaki etkisine de değinmiş olalım.

X kuşağı, kendi alanındaki örnek kişileri belirli yerlere taşımış ve dava olarak idealist seviyede tutmayı başarabilmiştir. Örneğin; solcular Nazım Hikmet’i, sağcılar Necip Fazıl’ı el üstünde tutarak bir marka yapabilmiştir. Ardından X kuşağı kendi nesli içerisinden isimler çıkartmıştır. Öne çıkan isimleri marka yapması gerekenler, Y kuşağının tam olarak kendisidir. Fakat Y kuşağının ne bu seviyede idealist tutumu var, ne de onlara gerektiği değeri verecek bilgi ve donanımı var. Siyasi figürler için aynısı geçerli olmayabilir lakin sanat ve edebiyatta bir marka oluşturma gücünü henüz gösterememiştir. Örneklemek gerekirse, Nihat Genç, Sunay Akın, Lütfü Şehsuvaroğlu, Bahadır Yenişehirlioğlu, Erdal Öz, Hayati İnanç, Alev Alatlı, Banu Avar vs. uzar gider.( Her taraftan örnek vermeye çalıştım).

X kuşağının kendisinden çıkan ünlü yazarlar bile, Y kuşağı için marka olamayacaktır. Çünkü bu kuşağın altında tamamen tüketim bulunmaktadır. Tüketim toplumu olmanın yanında, tüketim kuşağı olması üstüne KDV’si gibi oluyor.

Fazıl Hüsnü Dağlarca, Sezai Karakoç, Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Hüseyin Nihal Atsız, Ziya Gökalp, Sabahattin Ali gibi isimleri marka yapan, onları okuyan şimdinin X kuşağının kendisiydi. Saydığımız isimler gibi sonsuzluğa çivi çakmayı başarabilen X kuşağı yazarı var mı? Yok ! ( Bu onların suçu veya başarısızlığı değil, onların karşısındakilerin)

Çünkü tüketim, tüketim, tüketim.

Hayata tutunma çabası içerisinde koşturuyor, işsizlikle boğuşuyor veya eğitimine eğitim katmaya çalışıyor. Bu sırada sanat ve edebiyat rüzgâra göre şekil alıyor. Diyebilirsiniz ki, o kadar da değil! Doğru derim ama bu o kadar değil sözünü bir incelersek, görürsünüz ki bunlar tamamen realite. Ben isterim ki; Sunay Akın, Nazım Hikmet gibi kalanlar tarafından anıldığı gibi anılsın, ismi sokaklara verilsin, kültür merkezlerine verilsin. Ben isterim ki, siyasetin torna tezgâhı olan Saatçi Musa’nın ismi kitaplara konu olsun, her sene anılsın. Ben isterim ki, ülkücü camianın derya deniz bilgisini barındıran Lütfü Şehsuvaroğlu yaşarken gereken değeri alsın.  Bunu başarabilecek tek düğüm yeri, Y kuşağının kendisidir.

Sektör olarak ele aldığınız zaman Y kuşağını, yıllarca hantallaşmış çalışma prensiplerini daha kreatif hale getirebilen, teknoloji ve yöntem farklılıkları uygulayabilen kitle haline geldiğini görürüz. Fakat her zaman bu yeterli olmamaktadır. Risk alma oranlarının henüz olgunlaşmadığını görebiliyoruz. Çünkü risk, ekonomik yönden ciddi sıkıntılar doğurabilirler. Burada kıyaslama yaparsak, dönemin şartları ve tecrübeleri olarak X kuşağına ihtiyaçları olduğu ve tek başlarına hareket edemeyeceğini görürüz.

X kuşağı, dönemsel olarak ülkenin yokluk dönemlerini görmüş, sıkıntılı süreçlerden geçmiş ve tecrübesiyle öncü olmuştur. O yüzden mahalle köşelerinde oyun oynayan Y kuşağı neslinin, çalışan emekçi ve idealist X kuşağından öğreneceği çok şey var.

Diğer yazımıza, tam olarak bıraktığımız yerden X Kuşağının Y Kuşağına bakış açısına ve nasıl olması gerektiğine değinerek devam edeceğiz.

Sencer Gültuna

2 Ocak 2017

1bck

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *