Çetin Agaşe ve Sencer Gültuna

Yazar Çetin Agaşe ile Röportaj

 

 

25 Mart 2017 tarihinde 01:31 saatlerinde Çetin Agaşe Ankara’da bir otel odasında çayımızı söyledik ve her zamanki gibi sohbetimize başladık. Fakat bu sohbet kendi aramızda tartıştığımız entelektüel konular üzerine değil, kişisel konular üzerine yapmaya karar verdik.

Öncelikle size şöyle söyleyelim. Çetin Agaşe ile iki ay önce yüz yüze geldik. Daha önceden birbirimizin ismini defalarca ortak tanıdıklarımız zikretmesine rağmen ayarlamasını yapamamış ve görüşememiştik. Kurtlar ve Çakallar filminin çekimleri için Ankara’ya geldiğinde artık birbirimize bir nevi kavuşmuştuk. Çetin abi, filmimizde Galip Erdem’i oynadı. İki ay önce başlayan dostluk mu desem, abi kardeş sohbeti mi desem hayli yol aldı.

Normalde Ankara Hatırası seri belgeselime konuk alacaktım ama ilk önce kişisel web sitemde yayınlamak için, görsel olmayan röportaj yapmaya karar verdim. Şimdi size 45 dakika süren sohbetimizden bir kısmını aktaracağım.

Çetin Abi kendini nasıl tanımlıyorsun? Diye sorduğumda öncelikle bir gülüştük. “Oğlum çok zor soru ile başladık” diyerek güldü. “Bu kısmı sana bırakıyorum, beni en iyi anlatabilecek yazarlardansın” diyerek topu bana atıyor. Bugüne kadar 10 kitap yazmış, 11. Kitabı yolda olan büyük ve korkusuz yazardır. Neden korkusuz diyorum. Çünkü Çetin Agaşe, kimsenin cesaret edemediği konuları bizlere ulaştırdığı için diyerek özetliyorum.

Kod Adı Yeşil başta olmak üzere, Cem Ersever ve JİTEM, Susurluktan Kafkaslara, Öfkeyle Vals, Avrusya gibi kitaplara sahiptir. Ama ben klasik olmasın diyerek röportajımda herkes gibi “Yeşil yaşıyor mu?” diye sormadım. Zaten bu gibi konuları özel sohbetlerimizde fazlasıyla yapıyoruz. Hatta Çetin abiye sade bir okur gibi istihbaratçı mı acaba veya kime çalışıyor, bu belgelere nereden ulaşıyor gibi soruları sormaya yeltenmiyorum bile. Çünkü Çetin Agaşe; gazeteci, yazar ve oyuncu olarak etli ve kanlı olarak aramızda saklanmadan dolaşıyor, bildiklerini ekranlarda bile gümbür gümbür söylüyor.

Sohbetim esnasında sanki Ankara Hatırası çekimi yapıyormuşum gibi standart sorularımı da yönelttim.

Sencer Gültuna ve Çetin Agaşe
Sencer Gültuna ve Çetin Agaşe

DSC_0310

 

Sencer: Çetin Abi; çocukluğunda kahramanın var mıydı? Dedim.

Çetin: “Tek kahramanım babamdı. Babam istihbaratçıydı. Hatta babam benim polis olmamı yani emniyet istihbaratçısı olmamı istiyordu. Fakat ben oyuncu olmak istiyordum. Oyuncu olmak istediğimi duyduğunda çok kızdı ve bende Bolu’ya halamın yanına kaçtım. Nitekim daha sonra konservatuarda okudum. Hayallerimi gerçekleştirdim. Şimdi babamın hayaline dolaylı olarak geldim. Hayat belirliyor. Senin kontrol dışında gelişen bir denge var ve siz bu dengeye göre hayattaki yerinizi belirliyorsunuz.”

Sencer: Çocukluk aşkını hatırlıyor musun? Biraz seni farklı tanıyalım. Sürekli istihbarat hikayeleri olmaz.

Çetin: Hatırlamam mı! Rize’de. İncir ağacının tepesinde buluşuyorduk. ( Gülüşmeler) Adı Yasemin.

Sencer: 5 tane yağlı boya sergisi açtın Çetin Abi, ilk yaptığın resmi hatırlıyor musun? Neyi anlatıyordu?

Çetin: Bir kız arkadaşım vardı. Onun resmini yaptım ilk olarak. Kızın bir gözü gri bir gözü de yeşildi. Çok güzel bir kızdı. Sonra yaptığım resmi ilk sergimde sergiledim. İlk sergimde o resim satıldı. Satılan resmi yıllarca aradım. Yıllar sonra Doğan grubundan gazetecilik yaparken, iş icabı Trabzon’da bir belediye başkanıyla görüşmeye gittim. Başkanın odasında yaptığım ilk resmi gördüm. Duvarda asılı duruyordu. Resmin altında imzam var. Başkana bu resim çok nefis nereden buldunuz dedim. Başkan da bu resmi bir arkadaşımın evinde gördüm ve çok ciddi para vererek aldım dedi. Hikâyesi beni etkiledi diyerek anlatıyordu. Başkana hikâyesi ne diye sordum. 15 yaşında siyah beyaz resim yaparak, her yaptığı resmin arkasına da o anda hissettiği bir dörtlüğü yazarmış dedi. Ben hemen bu resmi yapanı tanıyorum dedim. Heyecanlandı ve bana onu bulur musun dedi. Üstüne de bu gazetecilerden korkulur dedi. Ben de o benim dedim. Şok oldu. Hikâyenin devamını anlattım. ( Burası aramızda )

Bir sigara içiyor bu sırada…

Sencer: Dönüm noktan var mı?

Çetin: Gazeteciliğe başladığım gündür.

Başka dönüm noktam daha var ama bunu sadece sana anlatacağım. İlk defa başka yerde de duyamazsın. Babam istihbaratçı olduğu için görev icabı o zaman Malatya’da bulunuyoruz. Babaannem ve amcamlar Kayseri’de yaşıyorlar. Amcamın ve halamın çocukları olmak üzere 9 torunu var. Yazları onlarla sadece 20 gün vakit geçirebiliyorum. Babaannem 9 torun arasında en çok beni seviyor gibi hissediyordum. Ayrıca ileri görüşlülüğü olarak çok inandığım ve etkilendiğim birisidir babaannem. Neyse… Bir gün amcam babamı ve halamı arıyor. Babaannemin durumu kritik diye Kayseri’ye çağırıyorlar. Kayseri’deki hastane Ankara Hacettepe Üniversitesi’ne sevk ediyor. Yolda giderlerken babaannem 3 çocuğuna son kez Çetin Agaşe büyük bir yazar olacak, tüm Türkiye onu tanıyacak ve sahip çıkın diyor ve aradan 3-5 dakika geçiyor ve babaannem ölüyor. Bu hikâyeyi çocuklar etkilenmesin diye yıllarca saklıyorlar. En sonunda benim kitaplarım tüm Türkiye’de binlerce satınca bu hikâyeyi anlatıyorlar. Bu hikaye beni çok etkiledi. Duyduğum gün de dönüm noktalarımdan birisidir.

Sencer: Yolculuk denince aklına ne geliyor?

Çetin: Sonu olan bir hayat.

Sencer: Her yazarın farklı bir yazı ortamı vardır? Çalışmak için hangi saatleri bekliyorsun? Ayrıca hangi konuyu ele alacağına nasıl karar veriyorsun?

Çetin: Geceleri yazmayı seviyorum. Çalışma masamda yazı yazma esnasında mutlaka sigara ve kahve bulunur. Bir proje başlarken bu arada hangi tarz müzik dinleyerek başladıysam, proje bitene tarzımı değiştirmeden devam ederim. Ama müzik mutlaka vardır. Projeye karar verme konusuna gelince, eğer roman türündeyse yaşadıklarım veya duyduklarımdan etkilenmişimdir. Ama diğer istihbarat kitaplarımı söylüyorsan, kulağıma üflenmesi gerekir. ( gülüyor) .

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, ben kağıt ve kalem ile yazmaya devam edeceğim. Ne kadar büyük yazar tanıdıysam, önce kağıt kalem ile yazıyorlar. Bilgisayar üstünden yazmak bana göre değil. Ayrıca yazarken mutlaka bir bandana bileğime takarım.

Sencer: İlk aldığın kaset?

Çetin: Müslüm Gürses. Rize’den Trabzon’a giderken dinlemiştim. Saatlerce ağlayarak dinledim. Sonra kaset toplama olayı başladı. İstediğiniz parçaları kasetçiye söylüyordunuz, o size istediğiniz şarkılardan oluşan kaset topluyordu.

Sencer: İlk kazandığın para?

Çetin: 15 yaşında yaptığım resim.

Sencer: Neden derin devlet işi yapıyorsun?

Çetin: İlk yaptığım iş Cem Ersever’di. Cem abi, babamın arkadaşıydı. Ailesi ve çocuklarıyla konuşuyordum. CNBC o zamanlar Kanal E olarak yayın yapıyordu. Hayattaki görüntüleri ve bilgileriyle belgesel yaptım. Güçlü bir iş ile başladım. JİTEM’in dosyalarını belgeleriyle yayınladım. Bu referans ve güç oluşturdu. Bana sürekli MİT’in adamı dediler. Ardından “Kod Adı Yeşil” yazdım. Zirveye oturdum. Daha sonra kaynak kendiliğinden geldi. Gerek devlet içinden, gerekse gayri resmi olarak bilgi aktı. Bunların hepsi yetişme tarzıyla alakalıdır. İstihbaratçılar ketum olurlar. İstihbaratın ana mantığı sır üstüne kuruludur. Bana bilgileri babamın verdiğini söylediler ama babam ketum bir adamdır. Sadece şunu söyleyeyim. Staja 7 yaşında başladım. Babamın ofisine gelen ne kadar istihbaratçı adam varsa, gözlem yaptım. O kültür ile büyüdüğüm için, strateji geliştirdim.

Sencer: Korkuların var mı? Tehdit alıyor musun?

Çetin: Korkularım olsa bu işi yapmazdım. Ama dişçiye gittiğimde iğne pazarlığı yaparım. (gülüşme) . Kan görünce bayılırım.

Sencer: Hakkımda ne düşünüyorsun? Sencer Gültuna isminin sendeki karşılığı nedir?

Çetin: 2 aydır neredeyse 24 saat üstünden vakit geçiriyoruz. Sanki seni 5-10 senedir tanıyor gibiyim. Yazdıklarını okudukça, hamurunun ne kadar sağlam olduğunu görüyorum. Bence 10 yıllık demlenme süresi sonrası çok büyük bir yazar ve yönetmen olacağına kesinlikle inanıyorum. Çünkü kitap yazmak seni kesmemiş. Görsel dünya üstünde de ilerleyeceğine bu yaptığımız filmle beraber gördüm. Hocalı Katliamı senaryosunu ben yazdım biliyorsun. Yönetmeni olarak senin olmanı istiyorum. Yazdıkların, söylediklerin ve yaptıkların beni kendine çekiyor. Sana ait farklı bir tarz olduğunu düşünüyorum. İnsanlar seni tanımaya başladıkça, senden kopamayacaklar. Çünkü en büyük kozun kara mizah yapıyor olmandır. Kaba tabiriyle söyleyeceğim, herkes beni affetsin. Kaleminde kelamlarını o kadar güzel dans ettiriyorsun ki, özür dilerim “kaleminde o**spluk” var. Seni okuyan seni bırakamaz. İç dünyanda bir savaş var ve seni başarıya bu götürecek.

Sencer : Teşekkür ederim.

Çetin: Çay söylüyorum, bir sigara içelim öyle git. Bu arada hayatımda yaptığım en keyifli röportajlardan birisiydi. Ve ilk defa bir röportajda bana “yeşil yaşıyor mu?” diye sormayan tek adamsın. (Gülüşmeler) Hadi bu gece bu kadarlık olsun.

Sencer: Eyvallah abi.

Ankara’da yaptığımız bu sohbet esnasında, otel odası içerisinde oyuncu, aynı zamanda atlı okçuluk ustası olan kardeşim Hüseyin Çelikoğlu bize eşlik etti.

Söylenenler kişiyi bağlar, söylediklerimiz bizi esir etmediği sürece başım gözüm üstünedir. Bu röportajı, beni tanıyan ve okuyan herkesin yeni bir yazar keşfetmesini istediğim için yaptım. Aynı zamanda Çetin Agaşe olan vefa borcumu taçlandırmış olup, tarihe not düşmek istediğim için yaptım.

 

Sencer Gültuna ( @sencergultuna )

25 Mart 2017.

Sencer Gültuna ve Çetin Agaşe
Sencer Gültuna ve Çetin Agaşe
Çetin Agaşe ve Sencer Gültuna
Çetin Agaşe ve Sencer Gültuna

 

 

 

 

DSC_0164
Kurtlar ve Çakallar Seti
DSC_0310
Sencer Gültuna ve Çetin Agaşe
DSC_0298
Kurtlar ve Çakallar kamera arkası

  DSC_0060

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *